Dil ve Edebiyat (207. Sayı)
Dergi Ücreti : 24 ₺
Malthus’un Nüfus Teorisine Karşı “Üçte Bir”
ZAFER ACAR
“Siz ey imana ermiş olanlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı, ki Allah’a karşı sorumluluğunuzu bilin.” (Bakara, 183). Kur’an’ın da belirttiği gibi en kadim iba det biçimlerinden biridir oruç, bilinçtir, hatırlatıcıdır. Aç kalan insan, nasıl ki yemeyi içmeyi hatırlarsa açları, yoksulları da hatırlar. Nimetler veren yüce yaratıcıyı da hatırlar. Mazlum ların sırtından geçinen zalimleri-sömürgecileri midesinden gelen ilhamla kalbine, aklına dek hatırlar. Oruca bir tek metafizik anlamlar yükleyerek açlıktaki potansiyeli küçümsememek lazım. Muhammed Esed, “Kuran Tefsiri”nde orucun somut üç faydasına değinir: “Ruhsal arınma genel amacına ek olarak üç tür amacı gerçekleştirir: (1) Kur’an vahyinin başlamasını kut lamak, ki Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden yaklaşık on üç yıl önce Ramazan ayında vuku bulmuştu; (2) etkili bir nefs disiplini sağlamak; ve (3) herkese, bizzat kendi tecrübesi ile açlığı ve susuzluğu tattırmak, böylece yoksulların ihtiyaçlarının gerçek anlamını kavratmak.” Oruç tutup orucun anlamını idrak etseydi sömürgeci zihinler, dünyayı bu hale getirmez, tokluğun artırdığı iştaha-arzuya kapılıp yamyamlığa yönelmezdi. Oruç, sınırı bilmektir. İnsan, yemeği azaltır ki söze yoğunlaşsın, mideyi daraltır ki kalbini genişletsin. Bencilliğin arttığı modern dünya açısından Bakara Suresi 184’ün bilhassa son kısmı mani dar: “Her kim, yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa kendisine iyilik yap mış olur; zira oruç tutmak kendinize iyilik yapmaktır -keşke bunu bilseydiniz.” Varlıklı biri için bir değil de iki yoksulu doyurmak, daha fazla para harcamak niçin o kişinin kendisine iyilik olsun. Sevap meselesinin dışında bir hakikatten daha bahsediyor bence Kur’an: Paylaşmayanın bütün mal varlığı, bir gün gelir açlar tarafından yağmalanır -yağmayı olum suz anlamda kullanmıyorum-. Marks da bu gerçekliği “Kapital”de dile getirmişti. Sivri uçları oruçtaki itidalle yumuşatmaktan bahsediyor Kur’an. Yaklaşık 750 milyon insan kronik açlık çekiyor dünyada. Tehlikeli. Açık görünüyor: Bu doymak bilmeyen aç gözlülük yüzünden daha birçok kanlı halk devrimi yaşanacaktır dünyada. Açlığın önünde hiçbir güç duramaz. Kur’an, oruçla bu durumu tecrübe etmemizi sağlar. İnzivaya çekilenler iyi bilir, öyle bir potansiyeldir ki oruç-açlık, insanı düşünmenin en derinine ve maneviyatın en yücesine ulaştırır. Ne imiş, paylaşan kendine iyilik yapmış olurmuş, çünkü paylaştığı şeyde kesinlikle yoksulun hakkı var. Zekât, sadaka, her türlü yardımlaşma toplumsal yapının, düzenin devamı için şart.
Oruçla ilişkilendirebileceğimiz bir hadise dikkat çekmek istiyorum: “Âdemoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. İnsana belini doğrultacak birkaç lokma yeter. Mutlaka yiyecekse; midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefesine ayırsın.” Her lokmada, her gün oruç tutarsın böylece. Nefes için yer açmak, sofranda başkasına yer aç maktır, üstelik kendi bedenini de rahatlatmış olursun, sağlıklı yaşarsın böylece. Mideyi tam doldurmamak, dünyanın başka bir yerindeki fakir fukarayı doyurmaktır. Dünyanın-midenin üçte biri yaklaşık üç milyar insan demektir çünkü. Açlığın sebebini nüfus artışına bağlayan Malthus yukarıdaki hadisi bilse ne düşünürdü acaba. Satılık bir adam değilse fikrini değiştirirdi. Hatırlayalım, Malthus, 1798’de yayımladığı “Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme” adlı eserinde nüfusun geometrik hızla arttığını, buna karşılık gıda üretiminin aritmetik bir artış gösterdiğini ileri sürer. Bu yapısal dengesizlik, nüfus artışı kontrol edilmediğinde kaynak yetersizliğine yol açar; kıtlık, salgın ve savaş gibi olgular dengeleyici mekanizmalar olarak ortaya çıkar. Batı’nın geometrisi ve aritmetiği, yani ilmi de gerektiğinde vahşileşebiliyor, ölümü-öldürmeyi bir zorunluluk olarak sunabiliyor, çünkü silah Batı’nın elindedir. Malthus’a göre yoksulluk ve açlık, yalnızca yönetim sorunlarına, yolsuzluğa indirgenemez yani. Tek kelimeyle aç gözlü egemenlere göz kırpan bir yaklaşım şekli. Oruç, insanın içindeki sömürgeci imparatorluğu küçültür, kalbindeki yeri büyütür. Mide üçte bir boş kalır, böylece dünya nefes alır. Binlerce yıllık orucu, dünya halklarının huzuru için Batı’ya hatırlatırız.